Google

GDO'lu ürünler fayda ve zararları nelerdir?

18/11/2009
                                              G D O Nedir?
    Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar", kısaca GDO adı veriliyor.
Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme,yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor.Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor.

Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO'lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates,balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor.

İnsanlık bugün doğal çeşitliliğe zarar vererek tür zenginliğinin yok olmasına yol açan GDO ların çeşitli yollardan yayılarak yeni Frankeştaynlar yaratma tehlikesiyle karşı karşıya.

Canlılar üzerinde yapılan bu değişiklikler; canlı sağlığı,biyolojik çeşitlilik,ekolojik dengenin bozulması,ekonomik bağımlılık,canlıların yaşam hakkının elinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması açısından önemli tehdit ve riskler taşımaktadır.


Yaşam bütündür ve canlı organizmalar (maikroorganizmalar,bitkiler,hayvanlar ve insanlar), milyonlarca yıl boyunca bu güne geldiler.
İnsanlığın da yaşamsal ihtiyaçlarının kaynağı olan bu zenginlik, dengeli bir alış-veriş ve ekolojik bütünün her bir unsuru (tüm canlılar, toprak,su,güneş,ay,hava vs.) ile etkileşim içinde gelişerek çeşitlendi.
Bu değişim, doğal olmayan yollarla ,sadece belli noktalarda hızlandırılsa ne olur?

GDOların Tehdit ve Riskleri
1.Biyolojik Çeşitlilik, Tarımsal Biyoçeşitlilik ve Doğal Dengeye Etkileri
    Yerel türler tehdit altında.Yaşam bir bütündür ve gen halkalarındaki en küçük bir değişiklik beslenme zinciri yoluyla bütündeki diğer parçaları da etkiler.
Sonuçta insan, hayvan,bitki,mikroorganizmalarda yapılan herbir değişiklik bütünün bir diğer parçası olan tarımsal biyoçeşitliliği, yani sağlıklı beslenmenin temeli olan gıda çeşitliliğine etkileyecektir.
   Hastalık ve diğer zararlılara karşı dayanıklı olması için genleriyle oynanmış bir buğday türünün belki verimi yüksektir ama, bir hastalık ya da zararlı sayesinde o türün yok olması ve dünyada artık başka bir buğday yetiştirilmediği için buğday ırkının tamamen ortadan kalkması gibi bir felaketi beraberinde getirebilir.

   Modern tarım yüzünden zaten çeşitliler çok azlmış durumdadır.Asya'da mevcut 140 bin çeşitten sadece 6 sı ekili toprakların %70 ini kaplıyor. Azalan çeşitler ise tamamen GDO tehdidi altındadır. Çünkü GDO ların aktarılmış genleri çevresinde geleneksel yöntemle üretilmiş ürünlere geçebilmektedir. Arılar, kuşlar, böceklerve rüzgar gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler GDO lu polenleri komşu tarlaya taşıyor ve oradaki üründe de genetik değişikliğe yol açıyor. "GEN KAÇIŞI" adı verilen bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bitkiler tek tipleşmekte ve doğal çeşitlilik azalmaktadır. Milyonlarca yılda oluşan türler 5-10 senede yok olmaktadır.

Birkez gen aktarımı başlatılınca genetiği değişmiş ürünün, genetiği değişmemiş
ürünlere bulaşması -ileriki nesillere de aktarılacağından- önlenemez hale gelmektedir.

Yararlı böcekler yok oluyor. Zararlı böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bazı bitkilere aktarılan toksin (zehir ) karakterli genler o böcekleri yiyen yararlı böcek türlerinin de yok olmasına neden oluyor.


Ayrıca yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde, tarlada kalan geçen yılın GDO lu ürünü yeni ürün için yabancı ottur. Ancak eski GDO lu yabani otlara dayanıklı olduğundan çiftçi için büyük sorun yaratıyor ve yeni ürüne şans tanımıyor, onunla mücadele etmek imkansızlaşıyor.

(Yabancı otlara doğru gen kaçışı nın kolza ve pancarda belirginleşmesi Fransa Tarımsal Araştırmalar Ulusal Enstitüsü'nün (INRA) yabani otlara dayanıklı tüm kolza varyetelerini stoktan çıkarmasına neden oldu.)

Sanal sayfa, gerçek lezzet

28/8/2007

Devletsah.com adresi altında uzun süredir istikrarlı bir şekilde yemek kültürü ve yapımına yönelik yazılarıyla tanınan Devletşah Alhanlıoğlu Özcan şimdi de birikimlerini bir dergide yayımlamaya başladı. Yemek.name isimli ücretsiz dergi sadece internetten çekilebilen elektronik formatta hazırlanmış ve içeriği konuyla ilgili olanlar için gayet doyurucu.

Evde dondurma yapalım.

17/6/2007
Yaz geldi, marketler, pastaneler, seyyar dondurmacılar,öncelikle çocuklarımızı hedef alan reklamlarla boyaları ile, tat verici aromaları ile, stabilizerleri ile, emülgatörleri ile dondurmalarını satmaya çalışıyorlar. Gazetelerde haberler “merdiven altı üretilen ve hijyen şartlarına riayet edilmediği için mikroplu olduğu tesbit edilen bu dondurmalardan çocuklarınızı koruyun”. Ya, kelli felli fabrikalarda batı teknolojisi ile üretilen dondurmalar ne kadar sağlıklı ve ne derece güvenli? Bu soruların cevaplarını kimden alacağız?

Dondurma ile, cumhuriyet döneminde tanıştık. Dondurma gelinceye kadar Anadoluda yaz aylarının hararetini gidermek için şerbetler içilir ve bazı yerlerde karsanbac adı verilen kar helvaları kaşıklanırdı. Kış boyunca yağan karlar, yüksek yerlerde yaylalarda dağ oyuk ve mağaralarında veya kar depolamak için yapılmış tahta evlerde üzerleri saman gibi maddelerle izole edilerek saklanırdı. Yaz boyunca da bu karlar bloklar halinde kesilerek şehir, kasaba ve köylere arabalarla getirilirdi. Meşrubatçılara ve evlere satış yapılırdı. Büyük büyük bardaklar veya kaseler karlarla doldurulur ve üzerine vişne şerbeti, meyve marmelatları, pekmez gibi tatlılar dökülerek kaşık kaşık yenirdi. Bu güzel ve sağlıklı uygulama bu gün de yer yer Anadolumuzda devam etmektedir. Kar helvası bu sebeple dondurmanın atası sayılabilir. Yeni dünyanın keşfi üzerine günlük hayatın içine şekerin girmesi ile dondurma ön plana çıktı.

Birçok meyve lezzetli dondurmalar vardır ki bunlar süt ve krema ihtiva etmezler. Bunlar meyve şerbetlerinden yapılırlar. Yoğurtan da yapılmış dondurmalar söz konusudur. Türkiye ile adeta özdeşleşmiş bir dondurma vardır ki, bu da Kahramanmaraşın dövme dondurması adı ile anılır. O kadar sert yapısı vardır ki, kasap kancasına asılır ve bıçakla kesilerek servis yapılır. Türk dondurmasını, diğer dondurmalardan ayıran en önemli özelliği kullanılan katkı maddesi olan “sahlep”tir. Bir de “çam sakızı”dır. Salep, yabani orkide bitkisinin yumru köklerinden elde edilir ve değirmende öğütülür. Salep dondurma yapımında kullanıldığı gibi kışın da şeker ve sütle pişirilir ve üzerine tarçın serpilerek simit ve çörek eşliğinde sıcak içecek olarak da tüketilir.Pekçok dertlere de şifa olan bir maddedir. Ancak gerek dondurma yapımı için yazın, gerek salep içeceği için kışın pazardan salep alırken dikkat etmek lazım. Çünkü maalesef sahlebin de sahtesi, yapayı yapılıp hakiki salepmiş gibi satılabiliyor.

Modern soğutma sistemlerinin inkişafından önce dondurma, özel vesileler için ayrılmış lüks bir madde idi. Dondurma yapımı hayli yorucu bir işti. Kış boyunca göllerden ve havuzlardan ticari olarak kesilmiş buzlar, yerin altıdaki mağaralarda veya özel olarak yapılmış ağaç buz evlerde büyük kitleler halinde ve saman gibi saplarla izole edilmiş olarak depo edilirdi. Elle yapma dondurma, sıkıştırılmış buz ve tuzla etrafı sıkıştırılmış büyük bir kabda yapılırdı. Bastırılmış buz ve tuz karışımı ile böylece dondurma olacak içeriğin derecesi düşürülürdü. Dondurma miktarına göre farklı ebatta ağaçtan yapılmış fıçıların ortasına dondurma yapılacak karışımı koyduğumuz ekseriya bakırdan yapıldıktan sonra kalaylanmış silindir şeklindeki kap yerleştirilirdi. Bu kapla ağaç fıçı arasındaki boşluğa da kar veya ufalanmış buz kitleleri aralarına kaya tuzu parçaları serpiştirilerek doldurulurdu. İyi bir soğutma sağlamak için 5kg ufalanmış buza karşılık ½ kg tuz kullanılırdı. Süt, şeker ve salep karışımının pişirilmiş ve hava sıcaklığına kadar soğutulmuş kitlesi bu kabın içine dökülür ve kapağı kapatılırdı. Bundan sonrası el gücü ile bir sağa, bir sola hareket ettirilerek devam edilirdi. Zaman zaman kapak açılarak kenardan içeriye doğru kitle karıştırılır, hem havanın içeriye girmesi sağlanarak dondurma kıvamı alması sağlanır, hem iç taraftaki kısmının kenardaki ile yer değiştirmesi temin edilirdi. Eskiden dondurma evlerde bu şekilde yapılırdı. Dondurmacılar da evlere bu şekilde servis yapardı.

Teknoloji gelişince buzdolapları ve soğutucu cihazlar piyasaya girdi. Dondurmacılar soğutmalı ve karıştırmalı makinalarda dondurma yapmaya başladılar. Meraklı hanımlar da buz dolaplarının derin dondurucu kısmında damak zevkine uygun dondurma yapmayı denediler.

Az zamanda çok para kazanma hırsını yenemeyen patronlar bu sefer batıdan anahtar teslimi dondurma fabrikalarını kurdurup bütün Türkiye’ye servis yapmaya başladı. Batının teknolojisi ve patenti ile üretim yaptığı için artık içeriklerini dahi açıkça bilemediğimiz katkı maddeli çeşit çeşit, rengarenk dondurma adını taşıyan ürünler bütün marketleri sardı.

Fabrikasyon dondurma üretimi ve kullanılabilen katkı maddeleri:

• Sütyağı(krema) en az %10-%16
• Yağsız süt katı kitlesi( sütte bulunan kazein, peyniraltı suyu proteinleri ve kabonhidrat olarak laktoz içerir) %9-%12
• Tatlandırıcılar( çoğunlukla şeker ve glukoz karışımı) %14-%19
• Stabilizer ve emülgatörler %0.2-%0.6
• Su %55-%64
• Çeşitli aroma ve boya maddeleri

Bugün fabrikasyon üretimde kullanılan Stabilizerler:

1. Keçiboynuzu zamkı veya sakızı( Locust Bean Gum veya Carob Bean Gum) E410:Çoğunlukla Afrika ve Akdeniz iklim şartlarında yetişen keçboynuzu ağacının tohum besidokusundan çıkartılan bitki materyelinin çözülebilir lifleri. Asırlar boyu keçiboynuzu çekirdeği kıymetli madenleri hassas tartmada kullanılmıştır. Karat ve karub kelimeleri benzer kaynaktan çıkmaktadır

2. Guar zamkı veya sakızı E412: Baklagiller familyasından Guar çalı bitkisinin tohumlarının besi dokularından çıkartılmaktadır. Hindistan ve Pakistanda yetişir. Son zamanlarda ABD Teksas’ta da yetiştirilmeye başlanmıştır.

3. Ksantan zamkı veya sakızı E415: Bir polisakkarittir. Et suyu kültür ortamında, Glukozun veya sakarozun Xanthomonas campestris bakterileri ile fermantasyonu sonucunda üretilir.

4. Sodyum alginat E401: Kahverengi esmer deniz yosunundan çıkartılır.

5. Karagenan E407: Kırmızı deniz yosunundan çıkartılır. Kıvam artırıcı.etilen klorohidrin oluşumu sebebi ile yüksek kanserojen,ülser ve zehirlenme riski taşıyor,

6. Agar agar E406: Kırmızı deniz yosunundan çıkartılır.

Stabilizerlerin herbiri farklı özellikler gösterir. İyi sonuç alınabilmesi için bazen iki veya daha fazla çeşit kombine edilerek kullanılır.

7. Jelatin(gelatin) E441: Hayvan kökenli bir proteindir. Eti helal olmayan, ya da kesim usulü helal olmayan hayvanların deri ve kemiklerinden çıkartılan jelatinin kullanılması halinde dondurmanın da haram duruma gelmesi söz konusudur.

Emülgatörler

Dondurma için biraraya getirilen maddelerin homojen karışımını, düzgün yumuşayarak erimesini ve kolay yenmesini sağlamak için kullanılan katkı maddeleridir.

Dondurmanın orijinal emülgatörü yumurta sarısıdır. Ancak bugün kullanılmıyor. Bunun yerine iki farklı katkı maddesi kullanılıyor.

Mono ve di-gliseritler E471: hayvan veya bitki kökenli katı yağ veya sıvı yağların kısmi hidrolizinden elde edilmektedir. Kökeni hayvan olduğu veya kökeni belirtilmediği zaman Müslümanların tüketmekte dikkatli davranmaları gerekmektedir.

Polisorbat 80 E433: Bir yağ asidine bir glukoz alkol(sorbitol) bağından oluşan bir sorbitan esterdir. Kıvam artırıcı.Bitkisel ve hayvani yağ asitlerinden elde edilir. sentetik tatlandırıcı, köpük önleme ajanı ve hamur şartlandırıcı olarak kullanılır. Kökeni hayvan olduğu veya kökeni belirtilmediği zaman Müslümanların tüketmekte dikkatli davranmaları gerekmektedir.

Aroma ve boya katkı maddeleri

Hayvan kökenli olabildikleri gibi yapay aroma esansları yolu ile alkol bulaşması olabiliyor.

Batıda bu yeni teknolojik gelişmeye paralel olarak evler için de elektrikle çalışan soğutma sistemli dondurma mikserleri devreye sokuldu ve isteyen dondurmasını evde yapmak için bu makinalardan satın alabilmektedir. Ülkemizde henüz bu yenilik yaygınlık kazanmamıştır.

Bizim için biraz yorucu da olsa evde, sağlıklı, güvenli ve doğal dondurma yapmayı düşünen kardeşlerimize buzdolabının buzluk ya da derin dondurucu bölümünde dondurma yapabileceklerini önerebiliriz.

Hemen dondurma tarifimize geçelim.

Bunun için, 1 lt yağlı süt, 200 gr toz şekeri, 5-8 gr doğal salep, istenirse 1gr çam sakızından oluşan karışım ocakta kaynatılır , karıştılır,karışımda yeterli kıvamlaşma olunca ocaktan indirilir. Normal oda sıcaklığına kadar kendi halinde soğutulur.Sonra tencere ile derin dondurucuya konur. Zaman zaman dışarıya alınarak bir kaşıkla karıştırılıp alt üst edilir, kenarlardan sıyrılır. Bu yaptığımız işleme dondurmanın homojenliğini ve özleşmesini sağlayıncaya kadar devam edilir. Dondurma kıvamı oluşunca da dondurma servise hazır olur.

Afiyet olsun.

Hayatın tadı kola mı?

17/6/2007
Kolada yüksek oranda böcek zehiri mi var?

Hindistan'da yapılan tahlillerde, ABD'nin ünlü kola şirketleri Coca-Cola ve Pepsi'nin ürettiği içeceklerde yüksek oranda böcek zehiri maddeleri bulundu...
Bilim ve Çevre Merkezi (CSE), Hindistan'da satılan Coca-Cola ve Pepsi'den alınan 57 örnek üzerinde yapılan tahlillerde, tüm örneklerde standardın çok üzerinde böcek zehiri maddesi tespit edildiğini bildirdi. Merkez, 3 sene önce de aynı şirketlerin ürünlerinde yüksek oranda böcek zehiri maddesi bulmuş ve bunun kansere yol açabilecek boyutta olduğunu bildirmişti.  

CSE yöneticisi Sunita Narain, yayımladıkları rapor sonrasında NDTV haber kanalına yaptığı açıklamada, 3 seneden bu yana değişen hiçbir şey olmadığını ifade etti. Narain, "3 sene önce konulan standartlara uyulmadı" diye konuştu. Hindistan Standartlar Bürosu, CSE'nin 2003 senesidneki raporundan sonra böcek zehiri maddeleri konusunda kabul edilebilir standartları belirlemişti. CSE'nin son yapılan tahlillerinde bu standartların 24'le 200 katı fazla miktarda zehirli madde tespit edildi. Narain, "Bu insan sağlığının hiçe sayıldığı büyük bir skandaldır" dedi. Narain, tek bir istekleri olduğunu, onun da standartlara uyulması olduğunu kaydetti.

Hindistanlı milletvekilleri harekete geçti: Coca-Cola ve Pepsi yasaklanmalı! CSE'nin dün raporunu açıklamasından sonra Hindistanlı milletvekilleri de ülkede piyasayı ellerinde bulunduran Coca-Cola ve Pepsi şirketlerinin ürünlerinin yasaklanması için harekete geçti. Ana muhalefet partisi BJP'den Vijay Kumar Malhotra, "Bu şirketler milyonlarca kişinin hayatlarıyla oynuyor. Bunu görmezden gelmeye devam edemeyiz. Pepsi ve Coca-Cola'nın yasaklanmasının zamanı geldi" dedi. Koalisyon hükümetinin ortağı RJD'den Devendra Singh Yadav da "Bu içecekler zehirli maddeler ihtiva etmelerinin yanı sıra milli mirasımıza da zarar veriyor. Bunları yasaklamalıyız" dedi ve ayran ve süt gibi sağlık için faydalı içeceklere yönelinmesini istedi. Hükümetteki Komünist parti milletvekilleri de dünya devi bu şirketlerin ürünlerinin "insanları yavaş yavaş zehirlediğini" ifade ettiler. Milletvekillerinden Muhammed Salim, "Hükümet ne tür bir sponsorluk anlaşması yaptı ki bu konuda hiçbir adım atmıyor?" diye sordu.

CSE'nin raporu, Hindistan'da 1993 senesinde üretime geçmelerinden bu yana Pepsi ve Coca-Cola aleyhindeki 3. rapor oldu. Bağımsız milletvekili A. Krishnaswamy de "Bu sefer onlardan kurtulmalıyız" şeklinde konuştu. CSE Başkanı Sunita Narain de piyasada "aslan payını" ellerinde bulundurdukları için bu şirketlerin ürünlerini mercek altına aldıklarını söyledi.

KOLA VE SAĞLIK İLİŞKİSİ

Bir litre kolalı içecek yaklaşık 400 kalori eşdeğeri şeker, 0,15 gram kafein, değişik miktarlarda renk veren maddeler, orijinal tadı sağlayan kola özü ve esas önemlisi gazlı içecek olmasını sağlayan fosforik asit içeriyor. Yakın zamanda yayımlanan bütün araştırmalar başta çocukluk çağı olmak üzere büyük yaş gruplarında şişmanlık ile kola tüketimi arasında önemli bir bağlantı olduğunun üzerinde duruyor.

Kolalı içecekler bir taraftan kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten, dolayısıyla insülin hormonunu arttırarak vücudun yağ depolamaya yönelmesine yol açan yüksek miktarda şeker içermesi nedeniyle, diğer taraftan süt ve süt ürünleri gibi sağlıklı beslenmenin temeli olan içeceklerin yerine geçtiği için şişmanlık riskini oluşturuyor.

Bunların dışında kola içme alışkanlığının fast food beslenmeye eşlik ettiğini ve kola ile birlikte daha fazla yemek yendiğini biliyoruz. Bu nedenle çocukluk çağı şişmanlığı ve buna bağlı şeker hastalığının önemli bir sotun haline geldiği ABD’deki çocuk sağlığı otoriteleri çocukların kolalı içeceklerden uzak tutulmasını öneriyor.

Kola ve kemikler

Kolalı içeceklerin esas zararlı etkisi ise kemikler üzerinde oluyor. Bundan 3 yıl önce Amerikan Tabipler Birliği’nin Çocuk Sağlığı Dergisi’nde kolalı içecek alışkanlığının lise öğrencisi kızlarda kemik kırıkları sıklığını 3 kat arttırdığını gösteren bir araştırma yayımlandı. Daha önce benzer yazılar yayımlayan bu araştırmacı, kolalı içecekler içindeki yüksek miktardaki fosforun kan fosforunu yükselterek kemiklerden kalsiyum kemiren paratiroid hormonu düzeyini arttırdığını ve bir süre sonra kalsiyumu azalan kemiklerin sağlamlıklarını yitirdiklerini öne sürdü.

Tıp literatüründe bu gözlemi destekleyen başka insan çalışmalarının yanı sıra benzer etkinin farelerde olduğunu gösteren araştırmalar da yayımlandı. Daha önce belirttiğimiz gibi kola içme alışkanlığı en önemli kalsiyum kaynağı olan süt ve süt ürünlerinin tüketimini azaltıyor ve ergenlik döneminde günde 800-1200 mg. olan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını önleyerek de kemik sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.

Bunların dışında kolalı içeceklerin böbreklerden kalsiyum atılımını arttırdıkları, mide mukoza hücre döngüsünü bozduğu, diş çürüklerini belirgin bir şekilde arttırdığı, aşırı içilmesinin kas hastalığına (hipokalemik miyopati) neden olduğunu gösteren raporlar yayımlandı.

Şimdiye kadar kolalı içeceklerin insanlar için yararlı olduğunu gösteren bir araştırma yayımlanmadı. Hiç kuşkusuz kolalı içecekler sigara gibi insan sağlığını doğrudan ve tehlikeli bir şekilde etkilemiyorlar ama bu onların masum olduğu anlamına gelmiyor.

Kola bağımlılığı nedir?

İnsanların büyük çoğunluğu 'Hedonism'in kölesidir. Kendilerine lezzet veren şeye yönelirler ama ötesini düşünmek istemezler. Aksine, lezzet peşindeki bu hallerini savunmaya, kendilerini bu mevzuda haklı görmeye ve göstermeye çalışırlar.

İsmindeki iki kelimeden biri 'Cola' olan gazozlar var. Ülkemizdeki gazozlar 'Gazlı alkolsüz içecek' (gazoz) adlı, Türk Standartları Enstitüsü'nün Ekim 1992'de yürürlüğe giren TS4080 No.'lu standardına göre üretilir. Bu standart 20 sayfa olup isteyen her vatandaş, bedeli mukabilinde Türk Standartları Enstitüsü Merkezi'nden veya bürolarından temin edebilir. Bu standardın 2. sayfasında 'Gazoz Sınıfları ve Spesifik Maddeleri', 3. sayfasında da 'Gazozun Genel Özellikleri' tablo halinde verilmiştir. İkinci tablo 'Kimyasal Özellikler'in 3. satırında, gazoz cinslerinin litrede 5 gr. kadar etil alkol (bütün alkollü içeceklerde sarhoşluk verici) bulunabileceğinin belirtilmesi dikkati çekiyor.

Daha açık ve anlaşılır olarak söylemek icap ederse, binde 5 gr. etil alkol ihtiva edebilen herhangi bir gazoz çeşidinin (sade, meyveli, kola, tonik, aromalı) 330 ml'lik bir kutusunda 10 ml. şaraptaki kadar etil alkol vardır (şarapta %15 etil alkol bulunduğu göz önüne alınırsa). Bu durumda, kendisine küçük bir kadehte sunulan 10 ml. şarabı, ihtiva ettiği 1.5 gr. etil alkol sebebiyle içmeyi reddeden birinin aynı miktar etil alkolü 330 ml'sinde ihtiva eden kutu gazozları hiç tereddütsüz içmeleri tezat olmuyor mu? İnsanların büyük çoğunluğu 'Hedonism'in kölesidir. Kendilerine lezzet veren şeye yönelirler ama o lezzetin ötesini düşünmek istemezler. Aksine, lezzet peşindeki bu hallerini savunmaya, kendilerini bu mevzuda haklı görmeğe ve göstermeye çalışırlar. Bu vesile ile, akla gelebilecek birkaç soru üzerinde durmak istiyorum:

  1. Gazozlarda binde 5g. etil alkol bulunabiliyorsa, bunların standardına niçin 'Gazlı Alkolsüz İçeçek (Gazoz)' standardı ismi verilmiştir? Bu standardın ismindeki alkolsüz kelimesi ile içinde bulunabilen binde 5g. alkol birbirini nakzetmiyor mu? Belki bir oturuşta içilebilecek miktarda olmayan etil alkolü, standardı hazırlayanlar 'kabil-i ihmal' gördükleri için, bu standardın isminde 'alkolsüz' kelimesini kullanmış olabilirler. Fakat bu standardı hazırlayanların nazarında 'kabil-i ihmal' görülen bu etil alkol nispetinin, 'başka standart'lara göre de 'kabil-i' ihmal olmayacağını gözden uzak tutmamak icap eder. Diğer bir sebep de 'alkol' kelimesini itici bulan bir halka bu meşrubatı benimsetmek için ticari bir taktik olarak 'alkolsüz' kelimesinin bilhassa standart ismine dahil edilmesi olabilir.

  2. Gazozlarda az da olsa, niçin etil alkol bulunur? Sade gazozlar da dahil, bütün gazozlarda tat veya koku verici esanslar kullanılar. Bu esanslar, yağ cinsinden maddeler olup suda çözünmezler. Bunları suda çözünür hale getirmek için hem su ile hem de yağlarla tam karışabilen (çözünebilen) ara çözücülere ihtiyaç olur. Bu hususta en bol, en ucuz ve en yaygın olarak kullanılan ara çözücü de etil alkoldür. Etil alkol bunun için gazozların terkibine girer. Kimya bilimi açısından bunun biraz daha açıklaması şöyledir: Kimyada, 'benzer olanlar, birbiri içinde çözünür' kaidesi vardır. En mühim ve en çok kullanılan çözücü de su olduğundan suyun dışındaki bütün çözücülerde hidrofil (suyu seven, su ile tam karışan) ve hidrofob (suyu sevmeyen su ile tam olarak karışmayan) olarak ikiye ayrılır. Moleküllerinde hidrofil bulunduran maddeler su ile hidrofil assosiasyon yaparak berrak bir çözelti verebilir. Yağ cinsi maddeler, bu sebeple benzin, eter, toluen gibi çözücülerde çözünür. Etil alkol ise molekülünde hem hidrofil hem de hidrofob grub bulundurduğundan hidrofil grubu ile hidrofil assosiasyon, hidrofob grubu ile de hidrofob assosiasyon yaparak ara çözücü vazifesi görür.

    Karmaşık gibi görünen bu mevzuu, aslında herkes çok basit bir deneme yaparak kolayca anlayabilir. Bir iki damla yağ cinsi madde (zeytinyağı, çiçek yağı veya diğer sıvı yağ ve esanslar) bir şişe suya ilave edilse, ne kadar şiddetle ve uzun müddet çalkalansa berrak bir çözelti vermez. Bu bir iki damla yağ-bulunursa, biraz etil alkolde kolayca çözülebilir. Etil alkol bulunamazsa, tuvalet ispirtosu veya kolonya da %75-80 etil alkol ihtiva ettiğinden, bunların az bir miktarları da yağ cinsinden bir iki damla maddeyi kolayca çözerek berrak bir çözelti verir. Bu berrak çözelti şimdi bir şişe suya ilave edilirse, suyun berraklığı bozulmaz.

    İşte gazozlarda tat ve koku verici yağ cinsi maddelerin berrak bir çözelti verecek şekilde suda çözünür hale getirilmesi için ara çözücü kullanma işlemi budur.

  3. Etil alkolden başka, sekerat (sarhoşluk) verici olmayan sağlığa başka zararı da olmayan ara çözücüler yok mudur? Vardır. Fakat bunlar etil alkole nispeten daha pahalıdır ve imalatçının bunları seçip kullanmakta bir gayesi ve hassasiyeti yoksa, etil alkolden başkasını kullanmaz.

  4. Tat ve koku verici yağ cinsi maddeleri suda çözünür hale getirmek için kullanılan etil alkol, gazoz içinde kimyevi bir değişime uğramaz mı? Etil alkol, hidrofil ve hidrofob assosiasyon yaparak yağ cinsi maddelerin suda çözülmesini sağlar. Kimyada bunun adı 'salvatasyon' olup fiziki bir olaydır. Fiziki olaya giren maddelerin asli mahiyeti genelde değişmez. Bir değişim olsa, bu fevkalede az oranda olabilir. Etil alkol tat ve koku verici yağları kimyevi değişime uğrayarak (solvaliz ile) çözmüş olsa idi, kendi ile birlikte çözdüğü maddelerin asli mahiyetinde de bir değişim olacaktı. Böyle bir değişim olsa idi, o yağların tat ve koku verme hassaları da kalmayacaktı.

    Bu fiziksel özellikleri çözeltiye katmak için yapılan imalat işleminde istenen tat ve koku özelliklerinin işlem sonucu kaybolmayıp devamı, kimyevi olarak, ne bu tat ve koku verici yağlarda ne de onları suda çözünür hale getiren etil alkolde karşılıklı etkileşim (interaction) ile asli mahiyetlerinde bir değişikliğin olmadığının delilidir.

  5. Son yıllarda 'cola' rekabeti'nin artmasının sebebi nedir? Her birinin piyasaya çıkışının özel bir sebebi olabilir. Bir genelleştirme yapılması doğru olmaz. Bir süper devletin kapitalizmine tepki duymak ve bu tepkiyi duyanlardan müşteri portföyü olarak istifade etmek, Filistin davasında taraflardan birine destek veren kola üretici bir firmaya karşı, buna tepki duyarak ve tepki duyanlara satın almaları için imalat yaparak kola markaları piyasaya çıkarmak, kola piyasasını kapitalizmle ve emperyalizmle savaşın mühim savaş alanlarından biri görmek ve biri haline getirmeye çalışmak, etnik sebepler v.s.

Ancak bu bizim için 'cola' rekabeti yapanların bunu niçin yaptıklarından çok, nefsimizin neyi, niçin yaptığı asıl önemli olanıdır. Yiyecek ve içeceklerden helalini araştırıp almak, hem kendimize hem bakmakla yükümlü olduklarımıza karşı temel bir vazifemizdir. Eğer helalini araştırıp seçmek zor geliyorsa, pratik bir kolaylık olarak helalini araştıran, seçen, yapan ve satan markaları seçmek elimizdedir. "Allah (c.c.) bizleri hakkı hak bilip ona tâbi olan, bâtılı bâtıl bilip ondan sakınanlardan eylesin" duasıyla akla kapı açıp, ihtiyarı (cüz'i iradeyi) elden almamak lazım geldiği inancındayım.


Cinsel gücü artıran bitki ve baharatlar

7/6/2007
Bu bitki ve baharatları tüketen çiftler, birbirlerine daha çok zaman ayırmak (!) isteyecek... Çünkü, cinsel gücü artıran bu bitkiler, oldukça güçlü etkiler yaratıyor....

* Tarçın: Hormonları çalıştırır ve cinsel gücü artırır. Bir bardak suya bir  kahve kaşığı atılıp çay gibi içilebilir. Sütlü  tatlıların üstünde kullanmayabilirsiniz.

* Ay çekirdeği: Cinsel arzuyu artırıyor ama sivilce ve kilolarda da artışa neden oluyor. Birinden birini seçeceksiniz!

* Yulaf ezmesi: Özellikle kadınlarda cinsel isteksizliği giderir. Hormonları düzenler ve vücut direncini artırır. Her sabah sütlü yulaf ezmesinin içine isterseniz ceviz, fındık, antepfıstığı koyabilirsiniz. Bu kuvvetli öğünle gününüzü daha kolay geçirebilirsiniz.

* Üzerlik tohumu: C insel gücü artırır, hamileliği kolaylaştırır. Ezilmiş tohum günde 1-2 gr. bala karıştırılarak yenir veya doğrudan suyla içilebilir.

* Kırmızı ve yeşil acı biber, karabiber: Hep tatlılar bu etkiyi yapacak değil ya, inanamayacaksınız ama acı da cinsel isteği kamçılar...

* Sarmısak: Tüm hormonları çalıştırır. Çiğ olarak yenmesi tavsiye edilir.

* Roka: Yeşil sebzeler içinde bu anlamda en değerlisi rokadır. Yalnız balık yanında değil, salatalarda da kullanmalısınız.

* Zencefil: Tüm vücudu uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Kurabiye ve tatlılarda da kullanılabilir.

* Kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.

* Hardal, kimyon, kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir.

* Vanilya: Hem bedeni, hem de sinirleri güçlendirir, cinsel gücü artırır. Tatlı ve keklerde bol bol kullanılabilir.

* Isırgan tohumu: İşte ufak bir mucize. Bir kilo bal ile 100 gr. ısırgan tohumunu karıştırın ve her gün bir kaşık yiyin. Bomba gibi hissedeceksiniz.

* Arı sütü, bal ve polen karışımı: Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.

A
H
M
E
T
B
A
B
A

B
L
O
G

Sende internette yerini al Türkticareti kullan


AKILDA KALANLAR

Erkekleri anlama klavuzu
3090 kişiyle yattı
İngilizlere göre ihanet kadının geninde var
Vurma zavallı eşeğe
Dizel otomobil neden çok yakıt harcar.


H
O
Ş

G
E
L
D
İ
N
İ
Z

A
H
M
E
T
B
A
B
A

B
L
O
G

KATEGORİLER

Anne ve bebeği
Bilim ve Teknik
Eğitim
Kadın
Magazin
Moda
Sinema
Sosyete

Blogcu ile yapıldı