Google

Boğaz’ın oksijen kaynağı: Fethi Paşa Korusu

26/8/2007
Üsküdar’daki Fethi Paşa Korusu, barındırdığı tarihi yapılar, yüzlerce bitki ve ağaç türleriyle İstanbullular’a İstanbul Boğazı manzarası eşliğinde yürüyüş, yemek ve dinlenme imkanı sağlıyor.

Anadolu yakasının Boğaz kıyısında bulunan ve bu bölgenin oksijen deposu olarak bilinen Fethi Paşa Korusu, Sultantepe semtinin İstanbul Boğazı’nı gören sırtlarından başlayıp, Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı’nın üst kısımlarına doğru uzanıyor. Koru, ismini II. Mahmud ve I. Abdülhamid dönemlerinde valilik, elçilik ve nazırlık yapan Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’dan alıyor.

Abdülmecit’in kız kardeşi Atiye Sultan’la evlendiği için Osmanlı kaynaklarında Rodosizade Fethi Ahmet Paşa’dan “damat” olarak da bahsediliyor.

Tophane Müşiri iken Aya İrini’yi eski silahların kaldırıldığı bir ambar olmaktan çıkarıp, çeşitli illerden toplattığı arkeolojik eserlerle donatarak müzeye dönüştüren Fethi Ahmet Paşa, 1847’de Sultanahmet Meydanı’nda ilk arkeolojik kazıları başlatan devlet görevlisi olarak da tanınıyor.

Koru, Fethi Ahmet Paşa’nın 1858 yılında ölümünden sonra varisleri arasında paylaşılmasının ardından 1960-1980 yılları arasında kaderine terk edildiği için bakımsız bir görünüme büründü. Paşanın varislerinden Avukat Şevket Mocan, kendi hissesini 1958 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine devretti. Bu tarihten sonra bir süre “Mocan Korusu” olarak adlandırılan Fethi Paşa Korusu’ndaki diğer hisseli yerler daha sonra belediye tarafından istimlak edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından içerisindeki iki köşk restore edilerek, 2003 yılında sosyal tesis olarak İstanbullular’ın hizmetine sundu.

KENTİN GÜRÜLTÜLÜ ORTAMINDAN UZAKLAŞTIRIYOR
Fethi Paşa Korusu, İstanbullular’a temiz havada yürüyüş ve koşu alanlarından yararlanıp restoran, kafe ve çay bahçelerinde dinlenerek, kentin gürültülü ortamından uzaklaşma fırsatı sunuyor.

İBB Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğünce işletilen Fethi Paşa Sosyal Tesisi Amiri Ramazan Açıkyıldız, restoran ve kafe bölümleri olmak üzere iki ayrı binada hizmet verdiklerini söyledi.

Halk arasında “Kuzguncuk Korusu” olarak da bilinen korunun sık ağaç topluluğuna sahip olduğunu belirten Açıkyıldız, “Koru, Anadolu Yakasının siluetinde doğadaki hemen hemen tüm renklerin karışımından oluşan rengarenk bir resim oluşturuyor” dedi.

Korunun içinde yüzlerce bitki ve ağaç çeşidinin bulunduğunu anlatan Açıkyıldız, bu yönüyle burasının İstanbul’un botanik bahçesi niteliğiyle vatandaşlara hizmet verdiğini ifade etti.

AĞAÇ TÜRLERİ
Ramazan Açıkyıldız, koruda en çok rastlanan ağaç türlerinin kermes meşesi, defne, sakız ağacı, erguvan ve gümüş ıhlamur olduğunu dile getirerek, “Normalde bir maki türü olan ve boyu ortalama 4-5 metreyi bulan kermes meşesi, bu koruda 16-18 metreye kadar ulaşabilmektedir” diye konuştu.

Korunun üst kısımlarında sırt ve düzlüklerde sıralar halinde dikilmiş kızıl çam, fıstık çamı ve sedir ağaçlarının yanı sıra düzlük alandaki sakız ağacının büyük çap ve boylara ulaşmış anıtsal nitelikte olduğunu belirten Açıkyıldız, şunları söyledi:
“Koruda at kestanesi, saplı meşe, akdut, Trabzon hurması, yalancı akasya, dişbudak, yeşil kartopu, Japon kadife çamları da bulunuyor. Ayrıca erguvan ağacı ile ilgili korumuz açısından ilginç bir tespit de mevcuttur. Hristiyanlıkta Erguvan ağacı kutsal kabul edildiğinden Bizans imparatorları, İstanbul’un her tarafına dikmeye özen göstermişler. Bu ağaç adına eski dönemlerde nisan aylarında şenlikler düzenlemişlerdir. Bu inanışın sonucu olarak Fethi Paşa Korusu’na dikilen Erguvan ağaçları günümüze kadar ulaşmıştır.”

CEMİL MERİÇ’İN KALDIĞI TARİHİ BİNA
Açıkyıldız, koruda Türk düşünce ve kültür hayatının önemli isimlerinden Cemil Meriç’in 1948-1960 yılları arasında konakladığı tarihi binanın da bulunduğu, günümüzde restoran ve kafe olarak hizmet veren iki köşk bulunduğunu söyledi.

Fethi Paşa Korusu’nun 26 hektarlık alana sahip olduğunu dile getiren Açıkyıldız, 1985-1987 yılları arasında yapılan bakım çalışmalarıyla koruda gezinti yolları, koşu parkurları, seyir yerleri, kafeterya ve spor alanlarının hizmet verdiğini kaydetti.

Ramazan Açıkyıldız, korunun tepeye yakın bölümünde Boğaz’a hakim bir düzlüğün bulunduğunu belirterek, burada Fethi Ahmet Paşa’nın yaz aylarında kullandığı bir köşkün var olduğunu anlattı.

Köşkün 19’uncu yüzyıl başlarında yanarak tamamen kullanılamaz hale geldiğini ifade eden Açıkyıldız, “İBB tarafından bu alan yeniden düzenlenerek çay bahçesi, şelale, oyun parkı yapıldı. Ayrıca buraya İstanbul’u, Sarayburnu’ndan başlayıp Ortaköy’e kadar olan kısmın izlenebileceği seyir balkonu inşa edildi” dedi.

İstanbul'da molotoflu dehşet

19/8/2007
Gaziosmanpaşa'da 2 İETT otobüsü ile Bahçelievler'de bir minibüse molotofkokteylli saldırıda bulunuldu.

Gaziosmanpaşa Gazi Mahallesi İsmet Paşa Caddesi'nde toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, cemevi yakınında Şişli-Yunus Emre Mahallesi hattında çalışan 34 EMZ 27 plakalı körüklü İETT otobüsüne molotofkokteylleri attı.

Sürücü Mehmet Nezir Gökçe'nin, otobüsün camlarının kırılmasına neden olan molotofkokteyllerini dışarıya atması, araçtaki hasarın büyümesini engelledi.

Aynı grup, İsmet Paşa Caddesi Şair Abay Kunanbay Lisesi önünde de Yenikapı-Yunus Emre Mahallesi hattında çalışan 92-635 nolu İETT otobüsünü durdurdu. Sürücü Nihat Güngör ve yolcuların inmesinin ardından molotofkokteyli atılan otobüs, alev aldı. Otobüs, itfaiye ekiplerinin müdahale etmesine rağmen tamamen yandı.

Saldırganlar, olayın ardından kaçtı.

Bu arada, Yenibosna Zafer Mahallesi Dereyolu Caddesi'nde ise bir grup yolu trafiğe kapatarak eylem yapmak istedi.

Grup tarafından, cadde üzerinde park halindeki 34 UP 5779 plakalı minibüse molotofkokteyli atıldı. Alev alan minibüs, olay yerine gelen itfaiye ekibi tarafından söndürüldü. Araçta maddi hasar meydana geldi.

Saldırganlar ara sokaklara kaçarak dağıldı.

Polis, her iki ilçedeki olayları gerçekleştirenlerin yakalanması amacıyla çalışma başlattı.

Kerbela değil burası Başkent Ankara!

14/8/2007
Türkiyenin kalbinin attığı Ankaradan insan manzaraları,Kimi koltuk sevdası peşinde kimisi bir bidoncuk su peşinde...

Ölüdeniz bu sene cıvıl cıvıl!

24/6/2007

Fethiye Ölüdeniz, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Plaj Hentbolu Şampiyonası'nda ev sahipliği yapıyor. Ukrayna, Bulgaristan, Makedonya, İsrail gibi ülkelerden gelen bayan ve erkek hentbolcular plajları tam anlamıyla şenlendirdi. Maçlardan sonra kendilerini denize atan hentbolcu güzeller, Türk erkeklerinin ilgisinden de nasibini aldı.

Kitaplarınızı götürmeyi unutmayın

24/6/2007
Bir zamanlar Yunan düşünce hayatının en önemli merkezlerinden biri olan Assos, huzurlu bir tatil isteyenler için ideal..


MÖ 10. yüzyılda kurulduğu kabul edilen Assos, bulunduğu Troas bölgesinin güçlü ve zengin şehriydi. MÖ 560 yılında önce Lidya, sonra da Persler'in egemenliğine girdi. İlerleyen yıllarda Aristoteles'in yaşadığı ve aynı zamanda Erdeme Övgü adlı eserini yazdığı bu tarihi kent, felsefe tarihinin en önemli merkezlerinden biri olarak nam saldı. Hâlâ bunun izlerini görmek mümkün. O zamandan bu yana yerleşimin bulunduğu Assos, entelektüel kesimin uğrak yerlerinden biri. Ayrıca her yıl felsefe seminerleri de veriliyor. Ziyaretçilerin kendilerini adeta bir zaman tünelindeymiş gibi hissettikleri bir balıkçı limanı olan Assos, huzurlu bir tatil arayanlar için gerçek bir kaçış noktası. Limanda bir zamanlar palamut deposu olarak kullanılan taş binalar, günümüzde balık restoranları olmuş durumda. Örneğin 1859 tarihli taş binada hizmet veren Uzun Ev'de Aristo usulü levrek yiyebilirsiniz. Assos'un günümüzdeki yerleşim yeri ise Behramkale Köyü. Tarihi evlerden oluşan köyde, Ortaçağ mimarisini andıran yapılar arasında gezinebilirsiniz. Kalmak için de oldukça hoş oteller var. Örneğin Berhamkale girişinde 600 yıllık Osmanlı köprüsünün yanında yer alan Old Bridge House, dört odası ve iki bungalovuyla hizmet veriyor. Otel, Hollanda mimarisinde esinlenerek dekore edilmiş. Assos'a 18 kilometre uzaklıkta olan Sokakağzı sahili de oralara gitmişken, görmeniz gereken yerler arasında. Assos'a göre daha az popüler olduğu için fiyatlar daha uygun. Rüzgârlı havası, sörf meraklılarını cezbediyor. Olta ve sualtı zıpkınla balık avcılığı için zengin koylara sahip.

KONAKLAMA ÖNERİLERİ:
*
Old Bridge House Tel: (0286) 721 74 26
* Assos Kervansaray Hotel Tel: (0286) 721 70 93
*
Eden Beach Hotel Otel Tel: (0286) 721 70 39
* Kayalı Pansiyon Tel: (0286) 723 42 09
*
Sokakağzı Motel Tel: (0286) 723 42 06-07

Topkapı Sarayı

13/6/2007

İstanbul'da Sarayburnu sırtları üzerinde, Fatih devrinden Abdülmecid'e kadar Osmanlı padişahlarının oturduğu Topkapı Sarayı şehrin birinci tepesinde, Zeytinlik adı verilen bölgede kuruldu. 1478 yılında yapılan 1400 metreleik surlarla çevrili olan Topkapı Sarayı'nın Marmara tarafındaki Otluk kapısı ve Haliç tarafındaki Demirkapı'dan başka küçük ölçüde beş koltuk kapısı olan Suru Sultani adı verilen surun ana girişi, Ayasofya arkasındaki Bab-ı Hümayundur. Topkapı sarayı 700.000 metrekarelik bir alanı kaplar, içinde kasırlar, köşkler, devlet daireleri, saray halkına ayrılan koğuşlar, camiler, kütüphaneler ve büyük bir mutfak vardır. Burada yapılan son köşk, Abdülmecid'in Avrupa üslubundaki Mecidiye kasrıdır. Önünde toplar durduğundan sahil sarayına Topkapı Sarayı denilmeye başlanmış daha sonra bu ad bugünkü Topkapı Sarayı'na verilmiştir. Sarayın ilk avlusunun içindeki köşklerden sadece ikisi bozulmadan bugüne kadar gelmiştir. Bunlardan biri 1472'de yaptırılan Sırçasaray öteki ise sur üzerindeki Sultan İkinci Mahmud tarafından yaptırılan Alay köşküdür. 3 Nisan 1924'de Bakanlar kurulu kararı ile müze haline getirilen sarayın Alay Meydanı denilen birinci avlusunda, sağından Defterdar dairesi, solunda iç cephane arasından geçen bir yolla çifte kuleli orta kapıya ulaşılır. Babüsselam adı verien bu kapının temeli Fatih Sultan Mehmed zamanından kaldığı sanılıyor, fakat Kanuni devrinde kuleler değiştirilmiş, Sultan Üçüncü Mustafa zamanında iç tarafı geniş saçaklı bir revak yapılmıştır. Bu kapıdan geçilerek girilen ikinci avlu sarayın ana sınırlarının başladığı yerdir. İkinci avlunun sağ tarafında Dolap ocağı, Marmara'ya bakan sınır boyunca Mimar Sinan'ın yaptığı mutfaklar, Aşçılar koğuşu, hamamı, camii, ayrıca Vekilharç dairesi ve Yağhane vardır. Avlunun sol tarafındaki revakların sonunda, sadrazamın başkanlığında vezirlerin toplandığı ve uzun süre devletin yönetildiği Kubbealtı denilen iki kubbeli daire vardır. Burası da Kanuni zamanında yapılmıştır. Kubbealtının arkasında yüksek bir kule yer alır. İkinci avlunun sonunda bulunan ve üçüncü avlu veya Enderun'a geçişi sağlayan büyük kapıya Akağalar kapısı denir. Bugünkü biçimiyle Sultan Üçüncü Selim devrinde yapılan bu kapının iki yanında Ağa dairesi ve Akağalar koğuşu vardır. Bu kapının iç tarafında uzanan üçüncü avlunun içinde temeli Fatih'ten kalan, sonraları değiştirilen, iç süslemesi ve kapıları XIX. yy üslubunda yenileştirilen Arz odası vardır. Arz odası elçilerin ve vezirlerin kabulünde kullanılırdı. Enderun kütüphanesi sarayın kütüphanelerinin en büyüğüdür. Üçüncü avlunun sağ tarafında Enderun mektebi, meşkhanesi, Seferli koğuşu, bugün Hazine dairesi olan ve Fatih devrinden kalma köşk, Sultan İkinci Selim devrinden kalma bir hamam kalıntısı, solda Silahdar hazinesi ve Mukaddes emanetlerin saklandığı dört kubbeli Hırkai Saadet dairesi vardır. Burada sol tarafta, üzeri tonozla örtülü, Ağalar camii vardır. Caminin arkasında, Haremin ikinci girişinin hemen yanında bulunan ve Ağalar koğuşuna bitişik çok küçük kagir yapıda padişahın yemeğinin özel olarak hazırlandığı Kuşanedir. Üçüncü avludan yokuş iki yol ile dördüncü avluya inilir. Bunlardan sağdakinin iki tarafında Kilerli koğuşu ve Hazineli koğuşu, ötekinin sol yanında Emanet hazinesi dairesi bulunur. Dördüncü avlunun Marmara'ya bakan yüzünde Fatih devrinden kaldığı sanılan bir köşk bodrumunun üstünde Anadolu yakasına ve denize bakan bir noktada Çadır köşkü ve Abdülmecid tarafından yaptırılan Mecidiye kasrı vardır. Bu yapının yanında, Esvap odası denilen ufak bir bina ve Sofa camii adı verilen minareli küçük bir cami yer alır. Yeniköşk de denilen Mecidiye kasrının önünden aşağı kapıyı giden bir yol vardır. Buradan bugün Gülhane Parkı denilen, Sarayburnu bahçesine çıkılır. Harem denilen kısmın kubbealtı yanında açılan ve 1588 tarihli Araba kapısı denilen esas girişinden başka, ikinci avluya ve üçüncü avluda Akağalar dairesi yanında Kuşane kapısı ve Raht hazinesinin arkasından dışarı parka açılan bire de Şal kapısı vardır. Zülüflü Baltacılar dairesi ile Hırkai Saadet dairesi arasındaki alanda bulunan Harem, eğimli bir arazi üzerinde kurularak, 400 yıl boyunca devamlı değişikliklere uğramış ve son olarak bugünkü görünümünü almıştır. Harem, 250 kadar oda, hamamlar ve aralarda bulunan avlulardan kuruludur. Haremin yönetimine bakan görevlilerin (Kara ağalar) Darüssaade dairesi, cariyelerin dairesi ve Hastanesi, Veliaht ve Valide Sultan dairesi, Şehzadeler dairesi ve Gözdeler dairesi gibi herbirinin bir çok bölümü olan dairelerden başka, bir de Hünkar dairesi vardır.
« Önceki ::

A
H
M
E
T
B
A
B
A

B
L
O
G

Sende internette yerini al Türkticareti kullan


AKILDA KALANLAR

Erkekleri anlama klavuzu
3090 kişiyle yattı
İngilizlere göre ihanet kadının geninde var
Vurma zavallı eşeğe
Dizel otomobil neden çok yakıt harcar.


H
O
Ş

G
E
L
D
İ
N
İ
Z

A
H
M
E
T
B
A
B
A

B
L
O
G

KATEGORİLER

Anne ve bebeği
Bilim ve Teknik
Eğitim
Kadın
Magazin
Moda
Sinema
Sosyete

Blogcu ile yapıldı